Sonbaharda İğneada

Sonbaharda İğneada

    Vee sezonun son kumsal kampını her zamanki gibi İğneada’ya sakladık. İstanbul’a yakınlığı ve bayıldığımız doğasıyla tabi ki tercihimiz İğneada oldu. Longoz Ormanları tam bir oksijen deposu ayrıca uçsuz bucaksız kumsalı ve denizi bize huzurlu bir kamp ortamı oluşturdu. İğneada bizim için her zaman listenin başlarında gelir. Tüm bu koşulları düşündüğünüzde aklınıza İğneada gelmeli…

İğneada’ya nasıl gidilir ? Sorusunun cevabını bir önceki yazımızda paylaşmıştık. Yol bilgisine buradan ulaşabilirsin.

Yolculuk Cuma gecesi başladı. İstanbul – Edirne otobanı üzerinde Selimpaşa Metro Dinlenme tesislerinde “Menemenci Alaattin“ de mutlaka menemen yemelisin. Bizim favori menemen durağımız 🙂

Çerkezköy, Saray, Vize, Poyralı yolu üzerinden rotamıza devam ettik. Poyralı köyüne geldiğinde karşına Gadoff Logosu çıkacak, hemen sağ dön bu ipucu seni eşsiz doğa kampına götürecek! Yolda bir sürü ipuçları var dikkatini tabelalardan ayırma.

 

Demirköy’e gelmeden tepeden güneşin doğuşunu izledik. Doğa tüm güzelliklerini bizlere sunuyordu. Resmen köyün üstünü bulutlar örtmüştü.

 

Merkeze girdiğinde solunda “Demirköy Oteli” göreceksin. Hotel’in hemen altında sabah çorbası kesinlikle içmelisin. Kamp alanına gitmeden Demirköy merkezde alışverişini bitir ve yola devam et.

Her sene gittiğimizde İğneada sahili ve kamp alanımızı bıraktığımız şekilde bulurduk ancak bu sene doğa bize şakasını yapmış anlaşılan. Mert gölünün yanından geçtik kumsalda ilerledik ve karşımıza çıkan manzara bizi şaşırttı. Kamp alanımız sular altındaydı neyse ki biraz gerisinde yeni bir kamp alanımız olmuş oldu bu sayede.

Bu sefer kamp mutfağımız çok zengindi. Zaten şimdi yazmaya başladığımızda sende hak vereceksin. Tam üç sarım kokoreçimiz, köfte ve sucuklar, istiridye mantar, salatalık ve meyve malzemelerimiz, kahvaltılıklar eksiksizdi. Şehrin kötü havası ve korna seslerinden uzakta tamamen doğanın huzuru eşliğinde haftasonu keyfi başladı. Yol yorgunluğumuzu denize girerek attık. Karadeniz bizi her zamanki gibi karşıladı serinletti yerden yere vurdu eğlendirdi ama tüm güzelliği ile bizi kendine hayran bıraktı. Akşam olduğunda en keyifli an geldi o upuzun masa kuruldu. Özel sarım kokoreçlerimizi mangalda pişirmeye başladık. Kampta tam bir kokoreç festivali vardı 🙂 Vazgeçilmezlerimiz’den Cesur Oto Elektriğin sahibi Soner Usta şenlendirdi yine ortalığı. Kesintisiz enerji deposu; ışıklandırması, eşsiz mezeleri, dolapları, günün her saati soğuk birşeyler veya buz tedarik edebildiğin dolapları ve güneş panelleri ile dolu bir 130 kasa düşünsene büyük konfor. Ekip döktürdü yine… Fotoğraflardan bazıları

 

 

En güzelide keyifli ve eşsiz dostlarında karnın ağrıyana kadar attığın o büyük kahkahaların ve damarların çıkana kadar bağırarak söylediğin şarkılar. Derken ne zaman nereden çıkacağı belli olmayan Oto Mekaniğin sahibi nam-ı diğer Sakallı ustamız geldi. Eeee nasıl ve neyle geldiğin dolabında neler olduğunu sende iyi biliyorsun. Eski anılar, 37 lastikler, DifLock’lar, kamp alanları, kesin gidilmesi gereken rotalar derken gece yarısını çoktan geçtik. E tabi keyif artışı, hafif çarpık bakan gözler, ateş sıcaklığı, orman soğukluğu, gece karanlığı ve müzik eşliğinde günün ilk ışıklarına kadar devam ettik.

Bu slayt gösterisi için JavaScript gerekir.

Güneşin doğuşunu şirinler köyünde karşıladık yine. Harika bir kahvaltı, mükemmel bir çay hadi size son kıyağım olsun çabuk gelin diyen bir karadeniz. Kahvaltıdan sonra çadırların kaldırılması, mıntıka temizliği ve teker döner. Konvoy eşliğinde insanların hayretli bakışlarında kocaman lastiklerimizle dönüş yoluna geçtik. İstanbul trafiği kapıda karşıladı bizi çok özlemiş belli ki ama haberi yok canımız ne zaman isterse yine kuş sesleri ile uyanıp, yaprak kokuları ile ciğerlerimizi doldurabiliriz.

   

Bu mükemmel doğayı ve hırçın karadenizi başka yerde bulamazsın. Aklında hep bir iğneada kampı olsun mutlaka görmelisin. Sonra sen yine olmak istediğin kişi ol !!!

 



Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir